İçeriğe geç
Tüm yazılar

Valhalla Blog · 003

SANTEC

Yerli DJ hep açılışta mı çalacak?

Afişte en büyük harfler hep dışarıdan gelen isme ait. Peki yerli DJ'ler neden hâlâ saat on birde, boş salona çalıyor?

Yerli DJ hep açılışta mı çalacak?

Her sezon en az bir kişi kabinin yanına gelip “DJ ne zaman başlıyor?” diye soruyor. Bir saattir çalıyorum. Artık kızmıyorum, gülüp geçiyorum. Ama bu soru bizim sahnenin bir derdini çok iyi özetliyor: açılışı çalan kişi, çoğu insanın gözünde DJ bile sayılmıyor.

Türkiye'de uzun zamandır şöyle bir düzen var. Afişin tepesine dışarıdan gelen bir isim yazılır, harfler kocamandır. Altına küçük puntoyla iki üç yerli isim eklenir. Yerliler açılışı yapar, salonu ısıtır, misafir kabine geçince kenara çekilir. Bunun bir mantığı var, kabul ediyorum. İnsanlar o isim için bilet alıyor, promoter da o ismi satıyor. Ama yıllar böyle geçince ortaya tuhaf bir sonuç çıktı: biz partiyi satmayı unuttuk, isim satmayı öğrendik.

Bunun bedelini en çok yeni başlayanlar ödüyor. Kulübe ilk adımını atan bir DJ'in önünde iki yol var. Ya uzun süre neredeyse karşılıksız açılış çalacak ya da hiç çalamayacak. Emeğinin karşılığını alamayan birinin üç dört yıl dayanması zor. Bir kısmı bırakıyor, bir kısmı hobi olarak devam ediyor. DJ'lerin ne bir meslek örgütü var ne de doğru dürüst bir sosyal güvencesi. Böyle olunca sahne her birkaç yılda bir sıfırdan başlıyormuş gibi oluyor.

Oysa elimizdeki malzeme hiç fena değil. Türkiye'den çıkıp Avrupa'nın en iyi kulüplerinde çalan isimler var artık, bunu bu işin içindeki herkes biliyor. Sónar İstanbul gibi büyük bir festival, programının yaklaşık yarısını Türkiye'den isimlerle kurabiliyorsa mesele yetenek eksikliği olamaz. Bence mesele güven. Promoter yerli isme ana saati verirse bilet satmayacağından korkuyor. Seyirci de yerli isim için gelmeye alışmadığı için bu korkuyu haklı çıkarıyor. Kısır döngü dediğimiz şey tam olarak bu.

Benim aklımdaki çözüm rezidentlik. Bir kulübün ya da bir ekibin kendi DJ'lerini yıllarca aynı kabinde tutması, onlara açılış kadar kapanışı da vermesi. Bir süre sonra insanlar afişe bakmadan gelmeye başlıyor. “Ayın son cumartesisi orada hep iyi bir gece oluyor” diyorlar, kimin çaldığını sormadan. Valhalla'da biz de bunu yapmaya çalışıyoruz: rezidentler B2B çalıyor, gecenin farklı saatlerini sırayla alıyor. Her gece istediğimiz gibi geçmiyor ama yön bu bence.

Seyirciye düşen bir şey de var, söylemeden geçmeyeyim. Erken gelin. Açılışı çalan kişiyi dinleyin, beğendiyseniz adını sorun, takip edin. Bugün boş salona çalan o kişi birkaç yıl sonra afişin tepesinde olabilir. Siz de “ben onu saat on birde, barın önünde dinlemiştim” dersiniz. Bu sahnede bunun örneği çok.

Haksızlık etmeyeyim, dışarıdan gelen isimler bu sahneye çok şey kattı, ben de o gecelerde çok şey öğrendim. Yabancı isim gelmesin demiyorum. Yerli isim de sadece salonu ısıtmak için çağrılmasın diyorum. Bir de işin sıkıcı ama önemli bir tarafı var: kendi parçalarımızı ilgili meslek birliğine kaydettirmek, çaldığımız parçaların listesini tutmak. Kulüplerde çalınan müzikten yerli prodüktörün bir gün para kazanabilmesi ancak böyle mümkün olabilir.

Bu arada saat on birde kabinin yanına gelip DJ'in ne zaman başlayacağını soran arkadaş, bunu okuyorsan: başladı. Bir saattir çalıyor.