İçeriğe geç
Tüm yazılar

Valhalla Blog · 002

BATUR

İzmir'de mekân bulmak neden bu kadar zor?

Ruhsat, ses, kira, komşu. Bir gece düzenlemenin en görünmeyen kısmı, o geceyi yapacak yeri bulmak.

İzmir'de mekân bulmak neden bu kadar zor?

Bir gece düzenleyeceğimizi söylediğimizde ilk sorulan şey hep line-up oluyor. Kim çalacak, saat kaçta, kaç kişi gelir? “Nerede?” diye pek soran olmuyor, sanki işin kolay kısmı oymuş gibi. Açıkçası en zor kısmı o. İzmir'de techno ve house çalınabilecek, sesi düzgün, ruhsatı tam, birkaç yüz kişiyi rahat kaldıracak mekân sayısı bir elin parmaklarını pek geçmez.

Neden bu kadar az? Birkaç sebebi var ve hepsi birbirine bağlı. Önce ruhsat. Bir yerin gece geç saate kadar müzik yapıp içki servis edebilmesi için belediyenin belirlediği bölgede olması gerekiyor. Konut olarak kayıtlı bir binada açmak için bütün kat maliklerinin onayı lazım. Bunun üstüne bir de müzik yayın izni var ve bunun için akredite bir akustik rapor isteniyor. Yani boş bir depo bulup içine ses sistemi kurmak, dışarıdan göründüğü kadar kolay değil.

Sonra ses meselesi. Kulüp müziği yüksek sesle ve doğru sesle çalınmak için yapılmış bir müzik. Bas oturmuyorsa, salon yankılıysa, hoparlörler yanlış yerdeyse en iyi set bile çamura dönüyor. Ses yalıtımı ve akustik düzenleme pahalı iş. Çoğu mekân sahibi bu yatırımı yapmak yerine sesi kısıp komşuyla idare etmeyi seçiyor. Anlıyorum da. Ama sonuç, kulağı yoran, kimsenin tam keyif alamadığı geceler oluyor.

Bir de para tarafı var. Alsancak'ta, Kordon'a yakın yerlerde kiralar her yıl biraz daha artıyor. İçkideki vergi yılda iki kez otomatik olarak yükseliyor; bardaki fiyat arttıkça insanlar daha az içiyor ve mekânın en büyük geliri eriyor. Hafta içi zaten neredeyse ölü. Bütün yük cuma ve cumartesiye biniyor, o da ayın başına. Maaşların yattığı haftanın cumartesisi dolu, ay sonu boş. İzmir'de gece işi biraz bu takvimle yaşıyor.

Mekân kapanınca bir adres kaybolmuş gibi görünüyor. Aslında kaybolan, bir ekibin yıllar içinde kurduğu kalabalık. O kalabalığın bir kısmı İstanbul'a gidiyor, bir kısmı ev partilerine, bir kısmı da ruhsatsız, güvenliği belirsiz yerlere. Beni en çok bu sonuncusu rahatsız ediyor. Yangın çıkışı olmayan bir bodrumda yapılan partiden kimse kazançlı çıkmaz; ne mekân, ne DJ, ne de orada dans eden insan.

Ne yapılabilir? Benim aklımda birkaç şey var. Mekânlarla tek gecelik anlaşmalar yerine uzun soluklu anlaşmalar yapmak; ayda bir, aynı yerde, aynı gün. Böylece mekân sahibi ses sistemine ve akustiğe yatırım yapmayı göze alabiliyor, çünkü karşılığını alacağını biliyor. Komşularla iyi geçinmek, gece bitince kapının önünü dağıtmadan boşaltmak. Kulağa küçük şeyler gibi geliyor ama bir mekânın müzik izninin geleceğini bazen birkaç şikâyet belirleyebiliyor.

Belediyelerden bir şey isteyebilsem şu olurdu: kulüp müziğini sadece bir gürültü dosyası olarak görmesinler. İzmir'in genç nüfusu her hafta sonu bir yerlere gidiyor zaten. Bunu ruhsatlı, sesi doğru yalıtılmış, güvenli mekânlarda yapabilmeleri herkesin yararına. Amsterdam gibi bazı şehirlerde “gece belediye başkanı” diye bir görev var; gece hayatıyla belediye arasında köprü kuruyor, sorunlar büyümeden konuşuluyor. Bizde de olsa fena olmazdı diye düşünüyorum.

Bir dahaki sefere bir gece duyurduğumuzda aklınıza “nerede?” sorusu gelirse, cevabını bulmanın ne kadar sürdüğünü artık biliyorsunuz. Line-up'ı bazen bir haftada kuruyoruz. Mekânı bulmak aylar sürebiliyor.